Fazıl
Önder Sönmez
Önerilen sistemde yasama veya yürütme organlarının
seçimleri yenilemeye karar verebilmesinin başkanlık sistemiyle
bağdaşmadığına dair değerlendirmeler
yapılmaktadır.
“Önerilen sistemde cumhurbaşkanı Meclisi
feshedebilir, Meclis de cumhurbaşkanını. Başkanlık
sistemlerinde yürütme ve yasama organlarından birinin diğerini
feshetmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla önerilen sistem
başkanlık sistemiyle bağdaşmaz.”
Başkanlık sistemlerinde yasama ve yürütme
organları doğrudan halk tarafından seçilir;
dolayısıyla biri diğerini feshedemez veya görevden alamaz. Zira
ikisi de kendilerinden daha üst makam olan halk tarafından
görevlendirilmiştir. Üst bir makamın atadığını,
alttaki bir makam görevden alamaz. Önerilen tasarıda fesih değil
seçim yenileme, yani iki seçim tarihinin öne alınması vardır; bu
iki organdan birisi seçim kararı alırsa iki seçim de öne
alınır, yani seçim kararı alan görevde kalamaz. Fesih
işleminde bundan farklı olarak feshedilen görevden
alınırken fesheden görevine devam eder. Mesela, parlamenter
sistemlerde Meclis, hükümeti güvensizlik oyuyla düşürebilir, fakat kendisi
seçimle yenilenmek durumunda kalmadan başka bir hükümeti güvenoyuyla
görevlendirebilir. Yine parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanı, 7
Haziran seçimlerinden sonra olduğu gibi hükümet makul bir süre içinde
kurulamazsa parlamentoyu feshedebilir; fakat kendisi görevine devam eder.
Önerilen sistemde bu anlamda bir fesih yoktur. Yani, cumhurbaşkanı
seçimleri yenilese Meclisi feshetmiş olmaz, Meclis seçimleri yenilese
cumhurbaşkanını azletmiş olmaz.
Tasarıda, Meclis ve cumhurbaşkanı
seçimlerinin yenilenmesine dair düzenlemelerin Meclisi cumhurbaşkanı
karşısında zayıf konuma düşüreceğine yönelik
itirazlar da öne çıkmaktadır:
“Önerilen sistemde cumhurbaşkanı tek
başına Meclis ve cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesine
karar verebilir. Buna karşın Meclisin aynı kararı
verebilmesi için 360 oy gerekir. Bu durumda, Meclisin
cumhurbaşkanının kararlarına itiraz etmesi pek
düşünülemez; eğer ederse cumhurbaşkanı yeniden seçime
gider.”
Bu itirazı dile getirenler
cumhurbaşkanının canı istediğinde Meclisi seçime
götürebileceğini varsaymaktadır. Oysa cumhurbaşkanı
eğer Meclis seçimlerini yenilerse cumhurbaşkanlığı
seçimleri de anayasa gereği yenilenmek durumunda kalır. Eğer
birinci dönemindeyse kalan süresini kullanamaz; ayrıca tekrar seçilmeme
riskini almış olur. Bunun yanı sıra alacağı bir
risk daha vardır, yenilenen Meclis seçiminde partilerin milletvekili
dağılımları istediği yönde değişmeyebilir.
Eğer ikinci döneminde seçim kararı alırsa tekrar
cumhurbaşkanlığına aday olamaz. Dolayısıyla
cumhurbaşkanı bir bedel ödemeden ve riske girmeden seçimleri
yenileyemez. Önerilen anayasa hükümleriyle 7 Haziran seçimlerine
girildiğini düşünün: AK parti mecliste azınlıkta
kalırken muhtemelen Erdoğan cumhurbaşkanı seçilirdi. Eğer
bu durumda cumhurbaşkanı seçime gitmeye karar vermiş olsa,
yenilenen seçimlerde partisi Mecliste çoğunluğu sağlasa bile ve
yine cumhurbaşkanı seçilse bile bir sonraki seçimde iki dönemini
doldurmuş olacağından tekrar aday olma hakkını
kaybetmiş olurdu. Aklı başında hiçbir
cumhurbaşkanı böyle bir durumda seçimleri yenilemez. Kimse evdeki
bulgurdan olacağını bile bile Dimyat’a pirince gitmez. Cumhurbaşkanına
verilen seçimleri yenileyebilme yetkisi çok istisnaî hallerde
kullanılabilecek bir yetkidir. Oysa mevcut sistemde,
cumhurbaşkanı hükümet kurma süreçlerini istediği gibi manipüle
ederek bir bedel ödemeden seçimi zorlayabilir.
Önerilen tasarıda Meclisin beşte üç
çoğunlukla (360/600) Cumhurbaşkanlığı ve Meclis
seçimlerini yenileyebilmesine dair hüküm gayet yerindedir. Çünkü
milletvekilleri için süre kısıtı
bulunmamaktadır. Seçim kararı verdikleri zaman girdikleri tek risk
tekrar seçilememektir; bu risk de seçim için uygun bir zaman kollayarak en aza
indirilebilir. Başkanlık sistemlerinde muhalif partilerin yasama
organında çoğunluğu elde etmeleri olağan bir durumdur. Meclis
salt çoğunlukla seçimleri yenileyebiliyor olsaydı, muhalif partiler
Mecliste çoğunlukta oldukları durumda, uygun bir zaman gözetip seçime
gidebilirdi. Bu durumda muhalif partilerin tek yapmaları gereken,
cumhurbaşkanına ve partisine olan halk desteğini ölçen anketleri
takip etmek ve iktidara olan destek yeterince düştüğünde seçimlere
gitmektir. Diğer başkanlık sistemlerinde seçim yenileyebilme
hakkı hiç yokken, Türkiye’de bu hakkın istismar edilmesine imkân
verecek kadar kolaylaştırılarak verilmesi uygun olmazdı.
Diğer yandan, Meclise verilen seçimleri yenileyebilme
yetkisi bir tür siyasî denetim aracı olması bakımından
olumludur. Eğer cumhurbaşkanı çok başarısız bir
yönetim sergilerse; bunun sonucunda partisinde çözülmeler başlarsa,
kamuoyunda da olumsuz değerlendirmeler ağır basar, ülke
yönetilemez hâle gelirse, Meclis bu yetkisini kullanarak ülkeyi seçime götürebilir.
“Ayrıca
cumhurbaşkanının ikinci döneminin sonlarında Mecliste
çoğunluğu olan partisinin kararıyla seçimler yenilenirse tekrar
aday olmasının önündeki engel kalkar ve 15 sene
cumhurbaşkanı olma imkânını elde eder.”
Meclis salt çoğunlukla değil, ancak beşte üç
çoğunlukla (360/600) seçimleri yenileyebilmektedir. Bir partinin Mecliste
böyle bir çoğunluğu sağlaması oldukça güçtür. Son seçimde %49.5 oy almasına karşın AK Partinin
milletvekili sayısı beşte üç çoğunluğun (330/550)
altındadır. Ancak %10 civarında oy alan bir veya birkaç partinin
seçim barajının altında kalmasıyla, birinci parti
halkın çoğunluğunun oyunu almadan Mecliste nitelikli bir
çoğunluk sağlayabilir. Fakat siyasî istikrar gerekçesiyle konulan bu
seçim barajı önerilen sistem referandumda kabul edildiği takdirde
savunulamaz; dolayısıyla bu barajın makul bir düzeye
indirileceğini öngörebiliriz. Diğer yandan parçalı bir siyasî
yapı varsa, muhalefet partileri 3/5 çoğunluğu elde edebilir. Cumhurbaşkanının
ikinci döneminin başlarında, muhalefetin seçimleri yenilediğini
düşünelim. Anayasa onun tekrar aday olmasının önüne geçse, bu
durumda cumhurbaşkanı muhalefet tarafından tasfiye edilmiş
olurdu. Bu yüzden, önerilen tasarıda Meclis tarafından seçimler
yenilendiği takdirde cumhurbaşkanının tekrar aday
olmasına izin verilmesi yerindedir.
Diyelim ki cumhurbaşkanı birinci döneminin bitiminde
tekrar aday oldu ve yine cumhurbaşkanı seçildi, yapılan
milletvekili seçiminde de partisi beşte üç çoğunluğu
sağladı. Bu durum cumhurbaşkanının birinci döneminde
son derece başarılı bir yönetim sergilediğini gösterir.
Diyelim ki ikinci döneminin sonunda partisinin Meclis grubu onun tekrar aday
olabilmesi amacıyla seçimleri yeniledi. Eğer halk bunu
kanunların bir istismarı olarak algılarsa, bu durumu seçim
sonuçlarına yansıtır. Eğer cumhurbaşkanını
tekrar seçerse ve partisini de benzer bir çoğunlukla birinci parti yaparsa
halkın takdirine saygı duymak gerekir. Ayrıca iki dönem boyunca
başarılı bir yönetimle halkın önemli bir
çoğunluğunun desteğini almış bir lidere bir dönem daha
görev yapma imkânının verilmesi olumsuz değildir. Böyle bir
esnekliğin tanınması bilakis olumludur. Zira başkanlık
sistemlerinde eleştiri konusu olan bir husus da iyi bir liderin iki dönem
görevde kaldıktan sonra siyaseti bırakmak durumunda
kalmasıdır.